Truth Hurts
4 Temmuz 2010 Pazar
Açılım / Kapanım
18 Haziran 2010 Cuma
Erdoğan'ın mutlak doğruları
17 Haziran 2010 Perşembe
Faşizm ve Türk Millî Kurtuluş Hareketi
"Faşizm, yarı-kapitalist bir İtalya’yı kapitalizm’in sınıf tezadından ve bu tezadın doğurduğu dahilî anarşi ile bu anarşinin makesi olan demagojinin ve bürokratik idare cihazından (demokrasi ve parlamentoculuk) kurtarmak hareketidir.
Korporasyonlar rejimi ile, sınıf tezadının halli yerine sınıf tezadının tehlikesiz bir şekilde istikrarlandırılması cihetine gitmiştir.
Millî kurtuluş inkılâbı ise, bir yarı müstemleke olan Osmanlı imparatorluğunun yerine müstakil Türk vatanının bu günkü tarihî şartlara göre ikamesidir.
Bu günkü tarihî şartlar derken, bittabi sınıf tezatları kastedilmektedir."
Türk milleti, inkılâbına, sınıflaşmamış bir millet bünyesi ile başladığı için, sınıflaşmayı reddedecek ve imkânsız kılacak tedbirler almakta ve bu tedbirleri gittikçe derinleştirmekte ve mürekkepleştirmektedir. Büyük istihsal vasıtalarının devlete tahsisi, ileri ve plânlı bir devletçiliğin kabul ve tedvini bundan ileri gelmektedir.
1990
15 Haziran 2010 Salı
Hukuki ve Yasal
“Kadro” ile “kitle” arasındaki bu kopukluk, “X yapılsın” tipi “yasa”nın yanında, en az onun kadar ağırlıklı olmak üzere, bir de “Y yapılmasın” tipi yasa çıkarmanızı gerektirir. Bu, tabii, “yasak” kavramına da çok yakındır. Bununla, seçkin kadro, kendi yaşama tarzını garanti altına alır (“cahil” kitlelere karşı). Zaman geçtikçe, rejim ve kadroları yoruldukça değişim ve dönüşümün ne kadar zor işler olduğu anlaşıldıkça, “X yapılsın” kategorisine giren yasalar azalır. “Y yapılmasın” tipi yasalar ise çoğalır."
14 Haziran 2010 Pazartesi
[Benzerlikler-2]
Lanet
Modernlik, zihinsel farklılaşmadan ve özgürlük üzerine inşa edilen algılamadan beslenen, dolayısıyla farklılaşmayı besleyen bir yeni varoluş değil; tam aksine milliyetçiliğin güven verici kollarına teslim olup benzeşmeye razı olmaydı. Modernliğin ‘özü’ sayılan özgürlük ise bu süreçte en hafif deyimle dönüşüme uğradı. Bundan böyle bireysel özgürlük özel hayatın parçası olan bir çeşniydi. Çünkü ‘asıl’ özgürlük ancak ‘birlikte’, bir topluluk olarak yaşanabilen şeyin adıydı. Dolayısıyla milletin özgürlüğü vatandaşın özgürlüğünden daha önce gelmekteydi ve birey artık vatandaşın başkalarını ilgilendirmeyen bir özeli haline indirgenmişti. Modernliğe eleştiri getiren sol akımlar sınıf kavramı üzerinden bu anlayışı yıkmaya çalışsalar da başarılı olamadılar. Sonuçta onlar da özgürlüğü bir bütünselliğin özelliği olarak tanımlamakta ve o bütünselliği kişi açısından ulaşılamaz kılmaktaydı.
Ancak özgürlüğün ‘dönüşümünün’ ikinci bir yönü daha vardı ve ölümcül darbeyi vuran da bu oldu. Milliyetçiliğin egemen ideoloji haline gelmesiyle birlikte, özgürlük ‘yaşanan’ değil, ‘yaşanması gereken’ şeyin adı oldu. ‘Yaşanması gereken’ ise sözkonusu milletin geçmişini ve geleceğini kuşatıyor, bireyi bu heyula kimliksel gerçeklik karşısında aciz bırakıyordu. Milletin özgürlüğü bunun cisimleşmiş halini oluşturmayı gerektiriyordu… Ulus-devletler bunu yaptı. Milletleri ‘özgürleştirirken’, insanı esir etti; bireye kimlik verirken, vatandaşı zombiye dönüştürdü."